Ana Sayfa arrow Haber arrow Haberler arrow Yeni bir din raporu daha
Yeni bir din raporu daha
ImageABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu (USCIRF), Türkiye'de Müslümanlar ve azınlık dini mensuplarının bir araya gelme ve ibadet etme özgürlüğünün anayasayla koruma altında bulunduğunu, ancak bazı alanlarda dini özgürlüklerin tam olarak ifade edilmesine izin verilmediğini ileri sürdü.
ABD Kongresi tarafından desteklenen USCIRF'in raporunda, "Müslümanların dini inançlarını kamu alanlarında ifade etmesi, dini azınlık gruplarının var olma, mülk edinme ve din adamı yetiştirme hakları üzerinde kısıtlamalar bulunduğu" ileri sürülürken, "Türkiye'nin bazı bölgelerinde Rum Ortodoks, Katolik ve Protestanlara karşı şiddet olaylarının ve Yahudi düşmanlığının arttığı" ifade edildi.

Üyeleri ABD Başkanı, Senato ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan 10 kişilik komisyon, 1999 yılından bu yana her yıl, dünyada dini özgürlüklerin durumu konusunda ABD Başkanı ve Kongreye rapor sunuyor.

Bu yılki raporda, "komisyon üyelerinin Kasım 2006'da Türkiye'yi ziyaret ederek ilgili kuruluş ve kişilerle Ankara ve İstanbul'da görüşmeler yaptığı, daha çok laiklik, din özgürlüğü, insan hakları ve hukuk kuralları ve Türkiye'nin AB üyelik süreci bakımından incelemeler yaptığı" belirtildi.

Komite raporunda, "Müslümanların, devlet kurumları, parlamento, yargıya ait binalar, kamu ve özel üniversitelerde dini kıyafetlerle dolaşmasına izin verilmediği, ayrıca azınlık dinine mensup kişilerin bir kısmının varlığının yasal olarak tanınmadığı" ifade edildi.

Raporda, "Cumhuriyet'in kurulduğu 1923 yılından bu yana Türkiye'nin, dini özgürlüğün de dahil olduğu insan haklarına dayalı demokratik bir sistem kurmak için mücadele ettiği ve karışık sonuçlar aldığı" savunuldu.

"Türkiye'nin siyasi liderlerinin, ülkenin demokratik reformlarını ve insan haklarını, AB üyelik perspektifinde ilerlettiği" belirtilen raporda, "Pek çok uzman, Türkiye'nin tarihinde kritik bir dönüm noktasında olduğu tartışmasını ortaya koyuyor" denildi.

"Komisyon üyelerinin Türkiye'de görüştükleri, her gelenekten gelen insanların, bir araya gelme ve ibadet hakkının anayasayla korunduğunu ifade ettiği, ancak yine de kısıtlamaların sürdüğü" belirtildi.

"Türk anasayasında ülkenin 'laik devlet' olarak nitelendiği ve Fransızların laiklik anlayışına dayanan bu sistemin ilkelerinin Atatürk tarafından belirlendiği" ifade edilen raporda, "Ülkenin laiklik politikası ve büyüyen Müslüman kimliği, bugün Türkiye'nin başlıca siyasi konuları arasındadır" denildi.

Raporda, "Türkiye'de 7-10 milyon arasında Alevi, 65 bin Ermeni Ortodoks, 23 bin Yahudi, 2 bin 500 Rum Ortodoks, 15 bin Süryani, 10 bin Bahai, 5 bin Yezidi, 3 bin 300 Yehova Şahidi ve 3 bin Protestan bulunduğu" belirtildi.

Türkiye'nin laiklik anlayışı, ABD'den tamamen farklı

Komisyon raporunda, "Türkiye ziyareti sırasında, Türkiye'deki laiklik anlayışının, ABD'deki din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlayışından tamamen farklı olduğunun hemen görüldüğü" belirtilerek şöyle denildi:

"Türkiye'de uygulandığı biçimiyle laiklik (din ve devlet işleri arasında) bir ayrımı yansıtmıyor. Türkiye'de laiklik uygulaması, Atatürk'ün güvensizlik duyduğu şeye karşı, yani dinin devlet politikaları ve kurumları üzerinde kontrolsüz nüfuzuna karşı koymak amacıyla devletin kamusal alanda dini faaliyetleri kontrolü esasına dayanıyor. Devlet, çoğunluğu Müslüman olan toplum üzerindeki idari rolünü Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla sağlıyor. Diyanet, Sünni Müslüman nüfusunun dini kurumlarını kontrol edip denetliyor, Türkiye'deki 80 bin camiyi idare ediyor ve tüm imamları devlet memuru olarak istihdam ediyor."

Komisyon raporunda, "Anayasa'nın 68. maddesiyle dine dayalı siyasi partilerin yasaklandığına" işaret edildi ve "on yıllardır, devletin laiklik tanımına karşı gelen siyasi partilerin düzenli olarak bastırıldığı veya yasaklandığı" yazıldı. Raporda, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'de demokrasiyi, 'laikliğin daha liberal bir anlayışı temeline' oturtmak istediğini ifade ettiği" de kaydedildi.

Raporda, "komisyonun görüştüğü hiçbir grubun, Türkiye'de şeriat kaygısı taşımadığı, laikliğin, Türklerin büyük bir bölümü tarafından kabul edildiği" ifade edildi. "AB üyelik sürecinde, mevcut hükümetin gerçekleştirdiği reformların bir sonucu olarak, dini özgürlüklerin ilerletildiğine" de işaret edildi.

"Türban takan kadınların, kamu alanındaki işlerini kaybettiği, doktor, hukukçu, hemşire, öğretmen olamadığı, üniversitelere kayıt yaptıramadığı" ifade edilen raporda, "Türbanlı kadınlar Türkiye'de, üniversite eğitimiyle, kendi dini ilkelerini uygulama arasında seçim yapmak zorunda" denildi. "Müslüman olarak ibadet eden veya karısı türbanlı olan ordu mensuplarının da 'disiplinsizlik' gerekçesiyle ihraç edildiği" belirtildi. "Ayrıca, karısı türbanlı bazı hükümet üyelerinin, resmi resepsiyonlara eşlerini getirmesine izin verilmediği" savunuldu.

Raporda, "Komisyonun görüştüğü birçok kişi, Türkiye'de bugünkü laiklik uygulamasını savunanların laiklik konusundaki politikanın ne olduğu konusunda net bir fikir sahibi olmadığı, çünkü cuma namazı kılma veya Ramazanda oruç tutma gibi temel ibadetleri bile bir tehdit ve şüphe kaynağı olarak algıladığı görüşünde" denildi.

"Öte yandan devletten ve sosyal gruplardan laikliğe bağlı bazı grupların, din üzerinde devlet kontrolünün, devlet kurumları ve toplum üzerinde İslami radikallerin etkisine karşı tek koruma politikası olduğunu ifade ettikleri" kaydedildi.

Raporda, "türban yasağını ilke olarak savunanların bazılarının bunu, kadının seçim hakkını korumak için savunduklarını söylediği, bazılarının türbanı 'siyasi sembol' olarak gördüğü" kaydedildi.

"Sabetaycılar" ve "dönmeler"

Raporda, "Osmanlı İmparatorluğu zamanında, 1666'da Yahudilikten Müslümanlığa dönmeye zorlanan ve 'Sabetaycı' olarak da bilinen gruptan gelenlerin 'dönme' olarak nitelendiği" belirtildi.

Komisyon raporunda, "'dönme' kavramının küçümseyici bir nitelik taşıdığı ve bu kökten gelenlerin 'gerçek Müslüman olmamakla' eleştirildiği" savunuldu. "Bu gruptan olduğu kabul edilen insanların, Türkiye'de çeşitli komplo teorilerine konu edildiği" savunulurken, "Bu durum, Türkiye'de son on yılda artan Yahudi düşmanlığı çerçevesindedir" denildi.

Raporda, "Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesine ve Malatya'da Hristiyan kitaplar basanların vahşice katledilmesine" de yer verildi. Alevilere de değinilen raporda, "cem evlerinin resmi olarak ibadethane kabul edilmediği, 'kültürel merkezler' olarak görüldüğü" belirtildi.

Komisyon raporunda, "Hristiyan Türklere toplumda şüpheyle bakıldığı ve bunların 'iyi Türk vatandaşı' olarak görülmediği" savunuldu. Komisyon, "Türkiye'de görüştükleri bazı siyasi parti liderleriyle Türk düşünce kuruluşu temsilcilerinin, Hristiyan azınlıktan 'yabancılar' diye bahsedildiğine" dikkat çekildi.

İstanbul'daki Fener Rum Patriğinin "ekümenik" olarak nitelendiği raporda, "Patrik Bartholomeos'un, 'Türk devleti içinde devlet kurmakla' veya 'ikinci Vatikan'ı yaratmakla' suçlandığı ve bunların yersiz iddialar olduğunu komisyon üyelerine anlattığı" da ifade edildi.

"Türkiye'de 38 Ermeni kilisesi bulunduğu, ancak 20 din adamının yaşadığı, din adamı eğitime olanak sağlanmadığı" ileri sürüldü. "Aynı şekilde Heybeliada Ruhban Okulunun 1971 yılından bu yana kapalı tutulduğu ve din adamı eğitimine imkan sağlanmadığı" kaydedildi.

Raporda, "Türk medyasında Yahudi düşmanı yazılara ek olarak Hristiyan karşıtı yazıların da arttığı" savunuldu.

Komisyon raporunda, "Türkiye'de sayıları 23 bin olan Yahudilerin yüzde 96'sının atalarının, İspanya ve Portekiz'den sürülen Yahudilerden geldiği" belirtildi.

"Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye'deki Yahudilerin durumunun çok daha iyi olduğu" belirtildi, ancak son yıllarda sinagoglara yapılan saldırılara işaret edildi.

Komisyon raporunda, "Türk Ceza Yasasının 301'inci maddesinin varlığının, ifade özgürlüğünü kısıtladığı ve dini özgürlüklere olumsuz etkisi bulunduğu" ifade edildi.
 
< Önceki   Sonraki >
Remgo.com
Remgo Design
uzaklar.com
 


Medyalens.com