Ana Sayfa arrow Haber arrow Görüş - İzlenim arrow Biz Batı'dan koparken...
Biz Batı'dan koparken...
Geçenlerde Washington'da sessiz sedasız bir görüşme gerçekleşti. Muhafazakar Fransız siyasetçi Michel Barnier, "özel işleri için" buradaydı. Gezisinin "özel" niteliği, Raffarin hükümetinde 14 ay dışişleri bakanlığı yapmış olan Barnier'nin, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşmesini engellemedi. ABD'li kaynaklara göre, bu "gayrıresmi" buluşma, Rice için "hem eski bir mevkidaşa nezaket gösterme, hem de Elysee'nin bir sonraki muhtemel sakinine mesaj gönderme fırsatı"ydı.
Barnier, ilk turu 22 Nisan'da yapılacak Fransız cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en güçlü aday sayılan Nicholas Sarkozy'nin dış politikadaki sağ kolu.
Bush yönetimi Sarkozy'e, Sarkozy de ABD'ye sıcak bakıyor. Ancak arada ciddi bir pürüz var.
Bir Fransız kaynağına göre, Rice-Barnier görüşmesi de, işte bu pürüzlü konuyla başladı.
Rice'ın Barnier'ye ilk sorusu, "Ne olacak bu Türkiye meselesi" oldu.
ABD'li bakan, Sarkozy'nin "Türkiye'nin AB üyeliği, siyasi Avrupa'nın sonu olur" sözlerinde özetlenen dışlayıcı tutumun tehlikesine dikkat çekti.
Rice-Barnier görüşmesi konusunda Fransız kaynağın bana aktardıklarını doğrulayan bir ABD'li diplomat, "Bu tehlike nedir" soruma, "Türkiye'nin Batı'dan kopması" yanıtını verdi.

Zihinsel kopuş
Washington, neden "Türkiye'nin Batı'dan kopması" tehlikesinden söz ediyor?
Bunda, geçen yıl sekiz müzakere başlığını askıya alan AB'nin "tam üyelik" yolunu er geç tümden kapayabileceği kaygısı etkili.
Ancak ABD'li diplomatlarla etraflıca konuşunca anlıyorsunuz ki, kaygıları, sadece AB'nin Türkiye'ye sırtını dönmesi değil. Son dönemde, "Batılı söylemden" giderek uzaklaşmamız da onları ürkütüyor.
Türkiye'ye bakınca, anti-demokratik eğilimlerin siyasi uygulamada ve toplumsal hayatta giderek kendini daha fazla gösterdiği, giderek daha az yadırgandığı bir ortam görüyorlar.
Bizdeki "milliyetçi kabarış", onlara göre, aynı zamanda Batı'dan bir "zihinsel kopuş" süreci.

'Konvertibilite...'
Murat Belge, dünkü Radikal'de, "Sonuç olarak, 'konvertibilite'si olmayan bir 'demokrasi' yaratmışız" diyordu.
Türkiye'deki söylem ve uygulamanın, Batılı demokrat zihinlere "konvertibıl" olmadığının güncel örnekleri çok. Milliyetçiliğin bizde yüce bir değer, Batı demokrasilerinde ise, yurtseverlikle arasındaki çizgi net olarak çizilmiş bir "hastalık" olarak algılanmasından ve yetkililerce böyle tanımlanmasından başlayabilirsiniz.
Komutanların, siyasi açıklamalar yapmasının, bizdeki siyaset, akademi, medya mensuplarının önemli bir bölümünce doğal, hatta gerekli görülüp alkışlanmasına, Batı gözünde ise, demokrasi adına fazlasıyla yadırganmasına bakabilirsiniz.
TCK 301'i, "aynısı Avrupa'da da var" diyerek (Avrupa'daki benzerleriyle ne özde ne uygulamada ayniyet taşısa da) savunan Adalet Bakanı'nın, bir gazeteci hakkındaki "301'den takipsizlik" kararını bozdurmak için canla başla çabalamasını izlerken, AB ve ABD yetkililerinin inatla "301'e karşı" mesaj verdiğini hatırlayabilirsiniz.
301'in kılına dokundurtmama yanlısı "sivil toplum kuruluşları" bizde kol gezerken, Batı'da ne kadar demokrasi ve insan hakları kuruluşu, gazetecilik ve yazarlık örgütü varsa, istisnasız hepsinin, Hrant Dink cinayeti ardından, 301'i de suçladığını okuyabilirsiniz.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "Hepimiz Ermeniyiz" sloganı hakkında soruşturma açması; DTP Diyarbakır Başkanı'nın bir demeci üzerine tutuklanıp cezaevine konması; Türkiye'nin yegane Nobel sahibinin hedef tahtası yapılması, medyamızın bir bölümünce desteklenirken, bu uygulamaların hiçbirinin "anlaşılabilir olduğunu" Batı medyasına anlatamazsınız.
Sonuçta bu "Ankara kriterlerini" Kopenhag'da, Brüksel'de, ve hatta Bush yönetimi altında hak ve özgürlükler adına en kara dönemlerinden birini yaşayan Washington'da bile "konvertibıl" kılamazsınız.

Sorumluluk
Kuşkusuz, Türkiye'de yaşanan süreçten Batı da sorumlu.
Örneğin, AB'yi (özellikle Sarkozy gibilerini), Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geçen gün haklı olarak yaptığı gibi, "Türkiye'yi etkileme güçlerinin (soft power) farkında olmayıp küçük siyasi hesaplar peşinde koşmakla" eleştirebilirsiniz.
Ya da ABD'yi, Orhan Pamuk'un 2006 Nisan'ında, New York'ta söylediği şu sözlerle, "Irak Savaşı, Ortadoğu'ya ne barış getirdi, ne de demokrasi ve düşünce özgürlüğü. Tam tersi, Batı karşıtı milliyetçi bir öfke yükseldi. Ortadoğu'da demokrasi ve laiklik için uğraşan küçük bir azınlığın hayatı bu savaştan sonra daha da zorlaştı" diye eleştirir ve yerden göğe haklı olursunuz.
Ama Batı'nın hatalarını görmek ya da bazılarının sürekli yaptığı gibi, "Türkiye'nin durumu kendine özgü", "Batı, çifte standartlı" ve "Varoluşsal sorunlarla yüzyüzeyiz" gibi gerekçeler bulmak, "konvertibilite" sorunumuzu değiştirmiyor.
Rice'ın Barnier'ye aktardığı "Böyle giderse Türkiye, Batı'dan kopabilir" endişesi orta yerde duruyor.

Kaynak: Yasemin Congar/ Milliyet
 
< Önceki   Sonraki >
Remgo.com
Remgo Design
uzaklar.com
 
Medyalens.com

NEWS